Bazen bir şehrin en büyük sorununu görmek için raporlara, toplantılara ya da uzun analizlere gerek yoktur. O sokaktan bir kez yürümek yeter.
İzmit’te bunun en çarpıcı örneklerinden biri ise Kocaeli Devlet Hastanesi çevresi… Cedit ve Erenler hattı… Şehrin tam ortası.
Ve burada yıllardır dolaşan tek şey var: toz.
Evet, yanlış okumadınız. İzmit’in merkezinde yaşayan insanlar yıllardır toz yutuyor.
Yutuyor…
Soluyor…
Ve buna katlanmak zorunda bırakılıyor.
Bu bölgeyi bilen herkes aynı şeyi söylüyor.
Kocaeli Devlet Hastanesi’nin olduğu alan, Cedit tarafı, Erenler tarafı… Yıllardır bitmeyen bir şantiye görüntüsü.
Önce kentsel dönüşüm başladı.
Cedit konutları yükseldi.
Ardından başka inşaatlar geldi.
Okullar…
Yurtlar…
İmam Hatip Lisesi inşaatı…
Derken Kocaeli Devlet Hastanesi’nin alt tarafındaki sağlık tesisi inşaatı…
Yani bu bölge neredeyse yıllardır sürekli kazılıyor, taşınıyor, yıkılıyor, yeniden yapılıyor.
Ama kimse şu soruyu sormuyor:
Bu süreçte bu mahallede yaşayan insanlar ne soluyor?
Şantiyelerin olduğu her yerde toz olur.
Bu normaldir.
Ama yıllarca süren ve kontrol edilmeyen toz, artık basit bir rahatsızlık değildir.
Bu doğrudan sağlık sorunudur.
Düşünün…
Sabah işe gidiyorsunuz, toz.
Çocuğunuzu okula götürüyorsunuz, toz.
Hastaneye gidiyorsunuz, yine toz.
Yol kenarındaki araçlar gri.
Kaldırımlar gri.
Ağaç yaprakları bile gri.
İzmit’in göbeğinde insanlar şantiye atmosferi içinde yaşamaya zorlanıyor.
En ironik tarafı ne biliyor musunuz?
Burası Kocaeli Devlet Hastanesi’nin çevresi.
Yani insanların şifa bulmak için geldiği yerin etrafında insanlar sürekli toz soluyor.
Bir tarafta hastalar…
Bir tarafta yaşlılar…
Bir tarafta çocuklar…
Ve hepsinin ortak kaderi: toz.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu tozun içinde ne var?
Toprak mı?
İnşaat atığı mı?
Beton parçacıkları mı?
Yoksa daha tehlikelisi…
Kim bilir hangi kanserojen partiküller?
Kim ölçüyor bunu?
Kim denetliyor?
Kim umursuyor?
Bir de işin şu tarafı var.
İzmit’te yöneticiler var.
Kurumlar var.
Denetimler var.
Ama insanın aklına takılan o soru var ya…
İşte o soru gerçekten çok can yakıyor.
Hiç mi bir yönetici bu yoldan yürümüyor?
Hiç mi bir yetkili sabah arabasını park edip o yolu yaya olarak geçmiyor?
Hiç mi o tozu içine çekmiyor?
Yoksa herkes bu bölgeden camları kapalı araçlarla mı geçiyor?
Eğer bir gün bir yönetici arabasını bırakıp bu yolu yürüyerek geçse…
İnanın aynı gün şu cümleyi kurar:
“Burada bir sorun var.”
Ama yürüyen yok.
Soluyan yok.
Sadece yaşayanlar var.
İzmit’in göbeğinde yaşayan insanlar artık şunu söylüyor:
Yeter.
Gerçekten yeter.
İnsanlar sabah cam açmaya korkuyor.
Çamaşır asmaya korkuyor.
Çocuklarını dışarı çıkarmaya korkuyor.
Bir mahallede yaşayan insanlar temiz hava solamak için dua eder hale gelmişse, orada ciddi bir problem vardır.
Burası İzmit’in kıyısındaki bir köy değil.
Burası şehrin merkezi.
Cedit…
Erenler…
Kadıköy…
Devlet Hastanesi çevresi…
Yani İzmit’in en yoğun bölgelerinden biri.
Ve insanlar burada yıllardır aynı cümleyi kuruyor:
“Tozdan helak olduk.”
Evet…
Helak.
Bu kelime abartı değil.
Gerçekten öyle.
Şimdi soralım.
Bu şantiyelerde sulama yapılıyor mu?
Yollar düzenli temizleniyor mu?
Toz kontrolü uygulanıyor mu?
İnşaat alanlarının çevresinde gerekli önlemler alınıyor mu?
Eğer alınıyorsa…
O zaman neden insanlar hala aynı şeyi söylüyor?
“Toz yutmaktan iflahımız kesildi.”
Şehirler büyür.
İnşaat olur.
Dönüşüm olur.
Buna kimse itiraz etmez.
Ama şehirler büyürken insanların sağlığı küçülmemeli.
İnşaat yapılırken insanlar nefessiz kalmamalı.
Ve kimse şu cümleyi kurmak zorunda bırakılmamalı:
“Biz insanız.”
Evet…
İnsan.
Unutmayın…
İnsan.
Bugün İzmit’in göbeğinde yaşayan insanların söylediği tek şey var:
“Alo… Sesimizi duyan var mı?”
Sağlıklı ve huzurlu günler dileği ile…

