Yüzyıllardır süregelen bir gelenek olarak klasik müziğin konservatif yapısını dinleyiciler de, icracılar da çok iyi bilir. Ancak günümüz şartlarında artık bazı sınırların kalktığını, hatta sanatın farklı alanlarının ve müzik kültürlerinin iç içe geçtiğini söylemek hiç de yanlış olmayacaktır.
Bir sanatçının bu köklü ve disiplinli yapıyı iyi bilmesi kadar, sınırları zorlayarak farklılıkları bir araya getirmesi de son derece kıymetlidir. Yeni bir kompozisyon oluşturmak, yaratıcılığı kullanmak ve alışılmış kalıpların dışına çıkmak yalnızca farklılıkları değil, aynı zamanda farkındalıkları da beraberinde getirir. Çünkü sanat, tam da bu cesaretle kendini yeniler ve büyür.
Kentimizin önemli sanat oluşumlarından biri olan oda orkestramızın geçtiğimiz gün gerçekleştirdiği konserin konseptini de aslında bu düşünceyle şekillendirmek istedim: “Dünyadan Klasikler.”
Peki “klasik” derken yalnızca Batı klasik müziğini mi kastetmeliydik? Kendi halk müziğimize ait, yıllar içinde kültürümüzü taşıyan ve dünyanın farklı coğrafyalarında da seslendirilmiş eserler de birer klasik değil miydi?
Ben bu sorunun cevabını sahnede aldığımız güçlü karşılıkta gördüm.
Konserimizin solistlerinden, dünyanın birçok farklı ülkesinde tanınan; kadim çalgılardan biri olan, insan sesine en yakın tınıya sahip ve tasavvufi anlamda da kendi kültürümüzde derin bir yere sahip neyi, kendi müziğimiz ile dünya klasik müzik repertuvarı arasında bir köprüye dönüştüren değerli sanatçı Bilgin Canaz’ı ağırladık.
Repertuvarı oluştururken ney ile sınırları ortadan kaldıran bir yaklaşım benimsedik. Bir yanda kültürümüzün klasikleşmiş eserlerinden Karahisar Kalesi, diğer yanda klasik müzik orkestralarının repertuvarında yer bulan evrensel eserler… Neyin büyülü nefesi, çellonun derin tınısı ve orkestranın güçlü eşliğiyle aynı sahnede buluştu. Salondaki izleyicilerin coşkusu bize bir kez daha gösterdi ki müzik, gerçekten de insanlar ve kültürler arasında kurulmuş en güçlü köprüdür.
Konserimizin bir diğer değerli solisti ise alanında usta bir isim, akademisyen kimliğiyle de öne çıkan viyolonsel sanatçısı Melih Kara idi. Viyolonsel repertuvarının vazgeçilmezlerinden sonat formundan prelüdlere uzanan seçkin eserlerle geceye derinlik kattı. Bu önemli eserlerin ardından, yoğun istek üzerine bu kez Karahisar Kalesi’ni viyolonsel ve orkestradan dinleme fırsatı bulan seyircilerimiz, adeta kendi kültürünün klasikleşmiş sesini yeniden keşfetti.
Kısacası o akşam dünyanın tüm klasikleri aynı salonda, sanat için birleşmiş harika bir toplulukla bir aradaydı.
Ve belki de gecenin en güzel özeti şuydu:
Klasik olan, yalnızca geçmişten gelen değildir; ruhumuza dokunmayı başaran her ses, her ezgi ve her kültürel miras zamanla klasikleşir.
O gece bizler, neyin içinden çıkan nefeste kendi köklerimizi, çellonun tellerinde evrenselliği, orkestranın birlikteliğinde ise sanatın birleştirici gücünü hissettik.
Sonuçta anladık ki müzikte sınırlar yoktur; sadece farklı yollardan aynı kalbe ulaşan sesler vardır.
Ve o yıldızlı gecede hepimiz, neyden çıkan tek bir nefeste bir olduk.

