Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

1 gün geç kaldı, 20 yıl kaybetti

UĞUR ULUSOY’UN KÖŞE YAZISI…

UĞUR ULUSOY’UN KÖŞE YAZISI…

Bu ülkede takvim yaprakları sadece günleri değil, kaderleri de belirliyor. Bir gün önce doğanla bir gün sonra doğanın hayatı nasıl bu kadar keskin şekilde ayrılır? İşte Türkiye’de emeklilik meselesi tam olarak böyle bir kırılmanın adı oldu.

8 Eylül 1999…

Bu tarih artık sadece bir reform tarihi değil, adeta bir milat. O gün sigorta girişi olanlar için hayat başka aktı, bir gün sonra işe başlayanlar için bambaşka. Aynı mahallede büyüyen, aynı okulda okuyan, aynı işte çalışan iki insan düşünün… Aralarındaki tek fark, sigorta giriş tarihinin bir gün olması. Ama sonuç? Biri 38-43 yaşında emekli oluyor, diğeri 58-60 yaşına kadar çalışmak zorunda kalıyor.

Bu sadece bir fark değil. Bu, hayatın 17-20 yılının bir kalemde silinmesi demek.

Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi yıllar içinde birçok değişiklik gördü. Ama bu kadar keskin, bu kadar sert bir ayrım çok az yaşandı. Daha önce kademeli geçişler vardı. İnsanlar bir gecede değil, yıllara yayılan düzenlemelerle yeni sisteme adapte olurdu. Ama 1999 sonrası için böyle bir köprü kurulmadı. Bir uçurum bırakıldı.

Ve o uçurumda bugün milyonlarca insan bekliyor.

EYT düzenlemesi, yıllardır süren bir mağduriyeti giderdi. Evet, geç de olsa bir hak teslim edildi. Ancak aynı düzenleme, başka bir adaletsizliği daha görünür hale getirdi. Çünkü EYT’liler emekli olurken, 9 Eylül 1999 sonrası sigorta girişi olanlar bir anda sistemin en ağır yükünü taşıyan kesim haline geldi.

Şimdi sorulması gereken soru şu: Bu gerçekten adil mi?

Üniversite okuyan bir genç, eğitim aldığı için cezalandırılmalı mı? Askerlik, staj, deprem gibi nedenlerle sigorta girişi geciken bir vatandaş, ömründen yıllar kaybetmeyi kabullenmek zorunda mı? 1999 depremi gibi bir felaketin bile sosyal güvenlikte böyle bir bedeli olması kabul edilebilir mi?

Bugün “kademeli emeklilik” talebi işte bu soruların cevabı olarak yükseliyor. Bu bir ayrıcalık talebi değil. Bu, adalet talebi.

Çünkü mesele erken emeklilik değil, eşitlik.

Devletin görevi, vatandaşları arasında bu kadar büyük uçurumlar oluşturmamak. Eğer bir sistem değişecekse, bu değişim kademeli olmalı. İnsanları bir gecede iki farklı kaderin içine hapsetmemeli.

Bugün Meclis’in önünde duran mesele tam da bu: Tarihe geçecek bir adım atmak mı, yoksa tarihe geçecek bir adaletsizliği kalıcı hale getirmek mi?

Eğer kademeli emeklilik düzenlemesi gelmezse, Türkiye sosyal güvenlik tarihinde ilk kez milyonlarca insan 58-60 yaşında emekli olmak zorunda kalan bir kuşak olarak kayıtlara geçecek. Ve bu kuşak, kendinden sadece bir gün önce işe başlayanların çoktan emekli olduğu bir dönemde hâlâ çalışıyor olacak.

Bu sadece ekonomik bir mesele değil.

Bu, hakkaniyet meselesi.

Ve hakkaniyetin olduğu yerde, bu kadar büyük bir farkın açıklaması yok.